''mahir türkiye devrimi tarihinin en tartışılan figürüdür ve olmaya devem edecektir. öncelikle onu, diğer devrimci çağdaşlarından (deniz, sinan, hüseyin, yusuf, ulaş vs) ayıran en önemli unsur güçlü ve tutarlı yazılı metinler üzerinde hareket alanı kovalıyor olmasıdır. bu, onun eylemci ve ideolog kimliklerini at başı götürmesini sağlamıştır.
türkiye gibi sol devrime kapıları sonuna kadar kapalı bir ülkede doğmuş olması onun en büyük talihsizliği olmuştur. mahir, şili’de doğsa salvador allende , vietnam’da doğsa ho chi minh, meksika’da doğsa zapata, rusya’da doğsa buharin olurdu mutlaka. (ismi geçen devrimci liderler her ne kadar sınıfsal ve kültürel olarak aynı yerde durmasalar da varmak istedikleri hedef aynıdır) o, türkiye gibi sol devrime kurak olan bir iklimde yeşermeye çalıştığı için ancak mahir çayan olabilmiştir. öyle ki hala ‘terörist’ sıfatı onun isminin önüne yakıştırılıyor olması durumu daha anlaşılır kılıyor.
türkiye gibi her doğrunun tersten okunabilirliğinin güçlü ve geçerli olduğu bir ülkede mahir’i de okumak güçtür ve aynı oranda karmaşıktır.
yirmi yedisine varmadan öldürülen terörist ya da şehir eşkıyası; okuduğu üç beş kitabın cazibesine kapılıp yazdığı birkaç makalenin etkisiyle çocukça duygusallıkla eline silahı almış ve devletin katı duvarına toslamış bir yitik kuşak temsilcisi olarak okunması şaşılacak bir şey değildir. bozuk bir türkçeyle okunduğu zaman böyle saçma sapan anlamlar çıkıyor olmasının kabahatini mahir’e ve yaptığı eylemlere yüklemek kolaycılıktan öte yüzeyselliktir, ucuzluktur.
türkiye devrim tarihinin yeşermesinden bu güne kadarki tarihi süreçte mahir, bu mücadelenin en önünde yer almış ve en hızlı yol alanı olmuştur. eğer mahir çıtayı bu kadar yükseltmeseydi türkiye’de devrimci mücadele hiçbir zaman kurumsal bir derinliğe ulaşamayacaktı. zaten ne kadar ulaştı sorusu pekala sorulabilir. şu kadar ulaştı: ülke oligarşisine iki kanlı darbe yaptırmaya mecbur bırakacak kadar. öyle iki darbe ki ülke insanının dokusunu değiştirmiş, ülkeyi bulunduğu mecradan söküp atmış ve çarklarından ezildiğimiz ucube bir sistemin temelini atmıştır.
yetmişlerden sonra kurulmuş hiçbir sol örgüt yoktur ki mahir’in doktrinlerinden öykünmesin. hangi grup, hangi fraksiyonda olursa olsun sol bir örgüt onun felsefi dünyasında soluklanmış ve sonra yoluna devam etmiştir.
mahir, ezbere iş yapmamıştır. öncelikle bulunduğu dönemi iyi okumuş, ona göre aklı başında tespitler yapmış ve çözüm yolları aramıştır. kim ne derse desin mahir’in sunduğu çözüm yolları içinde bulunduğu döneme göre akılcı ve gerçekçidir.
şu söz mahir’in türkiye devrim tarihinin ne büyük bir yeri olduğunu açık ediyor aslında ‘biz marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın türkiye’sinde devrim yapmak için marksizmi öğreniyoruz.’
mahir, sağlam bir sınıf mücadelesi savaşına tutuşmuş, eli ve yüreği hiçbir zaman titrememiştir.
çatık kaşlı olmayı bir duruş olarak göstermiş, düşman bellediklerine taviz vermemiş, ama düşmanlarını dahi kendine saygı duymak zorunda bırakmıştır.
bir diğer mesele de mahir taşradan gelip kendini bir anda büyük şehrin devrim ütopyasına kaptıran biri değildir. o, giyimi, kuşamı, konuşması, tavrı ve entelektüel birikimiyle tam bir kentlidir ve böylelikle zihinsel olarak ülke gerçekliliğine çok daha iyi hükmetmektedir.
mahir 'devrimci teorik olmadan devrimci pratik olmaz' ilkesini çok önemsemiş ‘devrim, isteyip istememeye değil, devrim yapmak için yola çıkmaya, savaşmaya cesaret edip edememeye dayanır. işte bu yüzden, devrim için savaşmayana sosyalist denmez’ diyerek düşüncedeki kararlılığın eyleme geçirme mecburiyetinin önemini ısrarla belirtmiştir.
o dönemin devrimci gençliğinin eylemleri birçokları tarafından çocukça ve romantik bulunabilir. bir noktaya kadar bu tezler doğru da olabilir. ama mahir’in kafa patlattığı ve hayata geçirmeye çalıştığı tezler ne romantiktir ne de çocukça. devrimci şiddeti ısrarla savunur, bunun gerekliliğini de yerine getirir. zaten denzilerle ayrıştığı bir başka önemli nokta da burasıdır. deniz ve arkadaşları dört ingiliz askerini rehin almış, talepleri kabul görmemesine rağmen onları öldürmemişlerdir. çünkü deniz ve arkadaşlarının devrim anlayışında öldürmek yoktu. burada romantize oldukları savının haklılık payı olabilir. ama mahir, kaçırdığı israil başkonsolasu efraim elrom’u taleplerinin yerine getirilmeyeceğini anlayınca dediğini yapmış ve elrom öldürmüştür.
mahir, rasyonalisttir. ona göre devrim yolunda ölmek ve öldürmek mutlak olması gerekmektedir. o, gözünü budaktan esirgemeyen, biraz da sert ve acımasız gerçek bir komutandır.
zaten böylelikle mahir, çok kısa bir süre zarfında kendi kitlesini oluşturmuş, ona duyulan sevgi ve sempati birazda kendiliğinden örgütsel bir yapıya bürünmüştür.
emperyalizmin üçüncü bunalımı tezi mahir’in daha yirmili yaşlarda ne kadar güçlü bir teoriysen olduğunun göstergesidir. kesintisiz devrim iki ve üç’te bahsettiği devrim stratejisi yarı sömürge olan bizim gibi ülkelerin el feneri görevini üstlenmiştir.
mahir’in kaleme döktüğü teorik yazıları sosyalist devrim pratiği üzerine kolaylıkla realize edilebilir yazılardır. o, havada kalan hiçbir şey söylememiştir esasında. devrimin, gerçek devrimin olabilmesi için yapılması gerekenleri bir bir sıralamış ve bu teorisini de realize edebilmek için çıktığı yolda can vermiştir.
mahir’in öne sürdüğü ‘politikleşmiş askeri savaş stratejisi’ teorisi üzerine mutlaka kafa yorulması gerekmektedir.
suni denge teorisi ise insanı sosyal ve felsefi alanda genişleten, rahatlatan ve önünü açan bir teoridir.
şu bir gerçektir ki bu ülkede hasbelkader bir devrim olacaksaydı bunun öncülüğünü yapacak lider mahir çayan’dan başkası değildi.
kimse mahir’e yazık oldu kolaycılığına ve ajitasyonuna kaçmamalıdır. o vereceklerini yirmi altı yaşını bitirmeden vermiştir. asıl yazık oldu denilmesi gerekenler ‘biz o dönemde yanlış yapmışız’ diyip şimdi salya sümük liberalleşen çağdaşlarıdır.
mahir’i tanıyan ve onun teorilerine kafa yoran her insanın kendi kendine sorduğu can alıcı bir soru vardır. mahir yaşasa ne olurdu? bunu bilmek mümkün değil ama mustafa kemal’den sonra yetişen en büyük devrimci olduğunu hesaba katarsak çok şeylerin bugünkünden daha aydınlık olacağı kesindi.
eğer mahir yaşasa ne olurdu? sorusunu kendime sorduğumda ona sadakatimi gösteren duygusal bir cevap vermek zorunda hissederim. eğer mahir yaşasaydı yine etrafına kendi gibi samimi devrimci arkadaşlarını toplar, kızıldere’ye gider ve tekrardan mevzilenirdi.
mahir, katledilişinin 37. senesinde de toplumun hafızasında tazeliğini korumaya devem edecek, devrimci düşünce onun aydınlattığı yolda yürüyüşünü sürdürecektir. insanlık nefes aldığı sürece devrim yürüyüş yavaşlasa da durmayacaktır.
şimdi mahir’le beraber ölüme koşan adalıların isimlerini bir kez daha analım ve onların büyüklüğü önünde bir kez daha saygıyla eğilelim.
mahir çayan, cihan alptekin, ömer ayna, hüdai arikan, saffet alp, sinan kazim özüdoğru, sabahattin kurt, ertan saruhan. ahmet atasoy, nihat yilmaz.
katliamdan tesadüfen sağ kurtulan ve ölmediği için de türkiye solunun etmediği eziyet kalmayan ertuğrul kürkçü’ye de uzun ve sağlıklı yaşam dileyelim. o, kızıldere’den bize kalan tek canlı hatıradır.
mahir’i ve onun devrim anlayışını daha iyi anlamak için bora yayınlarından çıkan ve makalelerinden oluşan ‘bütün yazılar’ adlı kitabı okunulabilir.
hayatını anlatan ve ozan yayıncılıkta çıkan turhan feyizoğlu’nun yazmış olduğu ‘mahir’ adlı kitap ise yine mahir’in nasıl bir hayat yaşadığını merak edenlerin mutlaka alıp okuması gereken bir kaynak.''
((* Cem Kalender mart 2009 ))

